Modern Talking ve 80li yıllarda müzikteki etkisi
Modern
Talking, 80li yılların müziğinde çok önemli bir yere sahip,
vatanı Almanya olan bir grup.
1984'de kurulduktan sonra özellikle Avrupa'da büyük kitleleri
etkileyen müziği, 1988 başlarında son buldu.
Değişen müzik anlayışına, gelişen müzik teknolojisine ve yeni
dünya düzenindeki müzik pazarına kayıtsız kalamayan grup üyeleri
1998'de grubu tekrar biraraya getirdilerse de 2003 yılında
tekrar ayrılarak Modern Talking'in müziğinin ikinci defa son
bulmasına yol açtılar.
Grubun üyeleri Dieter Bohlen(1954, Bern/ Oldenburg) ve Thomas
Anders(1963,Münstermaifeld/ Koblenz) adlı iki Alman müzisyen.
Dieter Bohlen, Almanya'nın hitleri olarak adlandırılan "Deutsche
Schlager" stili şarkıları Alman sanatçılara vermesiyle müzik
dünyasında yavaş yavaş tanınmaya başladı. 1979 yılına
gelindiğinde, genç Bohlen'in verdiği şarkılar kısa sürede
başarılı olmuş ve birer hit konumuna gelmişti.
Bestecilik
yönüyle yetinemeyeceğini anlayan Bohlen, hırsına kapılarak daha
fazlasını istiyordu (yıllar geçse de bütün hayatına hakim
olacaktı bu hırsı). Almanya ile sınırlı kalmamak, uluslararası
alanda da müzik listelerine girebilmek ve hatta zirvede yer
almak hedefiydi.
60larda Beatles ve Kral Elvis ile hızlanan ve değişime başlayan
müzik, bazı türlerde ideolojik anlamlar da yüklense de, 70li
yıllarda sadece dans etmeye yönelik bir alternatif yön de buldu
ve "Disco" denilen bir kavram ortaya çıktı. 70lerde Disco
denilince akla gelen klasik isimler Bee Gees, ABBA, BoneyM gibi
gruplardı. Avrupa'da daha çok ABBA ve BoneyM rüzgarı esse de,
yeni kıta Amerika'da Michael Jackson solo albümler çıkartarak
insanları etkiliyor, müzikte yeni tarzlar ortaya çıkıyordu.
Bateri ve drum takımlarının ritim vurması, ritmin üstüne elektro
gitar ve bass gitarların kullanıldığı bir melodi, arka fonda
kemanlar, trompetler ve sevgi, aşk vb. temaları işleyen
liriklerden(şarkı sözleri) oluşan hızlı tempolu bir müzikti 70li
yıllarda disco.
Fakat
Avrupa ve Amerika arasındaki disco müzik çok belirgin
farklılıklar taşıyordu. Örneğin BoneyM, Avrupa'da listelerin ilk
sırasından inmezken, ABD'de Top Ten'e bile giremiyordu.
Bohlen, Beatles ile büyümüş ve kendisini geliştirmiş bir
müzisyendi. Rock altyapısı vardı, fakat disco müzikten de çok
etkileniyordu. Almanya dışına çıkmak için herşeyi gözönüne
alarak yeni tarzlar peşindeydi. Bu koşullar altında yeni bir
disco soundu oluşturdu: Güzel romantik şarkı sözleri + güzel
romantik müzik + yeni disco soundu.
Bu
soundu tutturabilmek birkaç problem vardı. Öncelikle kendi sesi
güzel değildi ve yapacağı müzik için de aradığı tarzdan bir
vokal bulamıyordu. Dieter, en iyi sesleri aramaya, araştırmaya
ve bulmaya karar verdi. Sonunda 20 yaşındaki genç Bernd
Weidung'u seçti. Bu genç, birkaç albüm piyasaya çıkarmıştı ve
hatta Dieter bestelerini vermişti Bernd'e, çünkü ikisi de aynı
müzik firmasında çalışıyordu.
Yeni
disco sound'unu icra etmek için bulduğu vokalden sonra grubu
kurmaya ve adını koymaya sıra geldi. Kurduğu grubuna verdiği ilk
isim "Modernes Gespräch" oldu (Almanca 'modern konuşma' anlamına
geliyor). Fakat bu isim müzik piyasası için pek hoş olmayan bir
isimdi Dieter'e göre, böylece ingilizce "Modern Talking" daha
uygun bulundu. Ve Modern Talking start aldı. (Modern Talking adının nasıl bulunduğuna dair esprili olarak anlatıldığı "Dieter Der Film"den bölümü için tıklayınız:
- Grubun adı "Dieter ve Thomas" olsun. -Olmaz, kuaför salonu gibi bir isim bu.)
Bernd
Weidung ve Dieter Bohlen ilk kez 1982'de tanışma fırsatı
bulmuştu. Hansa adlı yapım şirketinin (bugünkü BMG, Berlin)
isteği üzerine Thomas Anders "Pick up the phone" (F.R. David'in
"Words" ü takip eden hiti) adlı parçanın Almanca orijinal
versiyonunu Hamburg'da bir kayıt stüdyosunda seslendirdi. Bu
şarkının Almanca sözleriyle "Was macht das schon?" yaratıcısı
ise Dieter Bohlen idi. Buna benzer Almanca aranjman çalışmaları
ve prodüksiyonlar da devam etti sonra. Örnek olarak "Wovon
träumst Du denn?" adlı parça Almanya listelerine 16. sıradan
girmişti.
70lerin
sonunda ve 80lerin başlarında bateri takımlarıyla, bass ve
elektro gitarlarla, kemanlarla, piyano ile müzik yapmak disconun
olmazsa olmaz bir kuralıydı. Ama Bohlen, yaratmak istediği yeni
sound için bu enstrümanları kenara iterek yeni teknolojinin
ürünü ve yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan Elektronik
keyboard'ları kullandı. Yani Bohlen'in tarzı, o zamanların yeni
teknolojisini kullanmaya yönelikti.
Elektronik keyboard/synthesizer ile orkestra kurmadan müzik
yapabilmek çok kolaydı. Arkadan çalan ritmi programlama, üstüne
akorları kaydetme, melodi ve en sonunda şarkı sözleri... İçeriği
kolay gibi görünse de synthesizer ile müzik yapmak gerçekten bir
yetenek işiydi.
(Fakat her ne kadar keyboard ritim vurmak kolay olsa da Dieter
Bohlen Modern Talking'in ilk beş albümünde klasik bateri
takımlarını kullanacaktı. Daha sonra, gençliğin elektronik
tınılara daha fazla rağbet ettiği müzik yapım firmalarının
gözünden kaçmayacak, Bohlen de 1987'deki altıncı Modern Talking
albümü dahil 2003'teki son albümlerine kadar elektro bateri ya
da keyboard ile şarkılarında ritim vuracaktı.)
Bohlen,
Modern Talking için keyboard ile yarattığı yeni tarzını hayata
geçirdi ve Thomas Anders ile birlikte ilk single 45liğini
piyasaya çıkardı: "You're My Heart, You're My Soul". Almanca
sözlerden vazgeçip, İngilizce'ye yönelmeleri uluslararası müzik
piyasasına girebilmek için gerekliydi o zamanlar, bununla
beraber Bohlen, Bernd'in sesine İngilizce'nin daha yakıştığını
düşünüyordu. Bohlen, bu şarkıyı Mallorca güneşinin altında
yazarken BMG/Hansa için planlamamıştı ama BMG sayesinde Modern
Talking kurulmuş oldu.
Bu arada Bernd, sahne adı olarak "Thomas Anders" adını tercih
etmişti. 1984'ün sonuna doğru piyasaya çıkan ilk single başarılı
olamadı. O zamanların modası olan içi Christmas şarkıları ile
dolu albümler ile ancak rekabet edebiliyordu. O dönemlerde,
günümüzdeki gibi pazarlama uygulamaları bilinmediğinden,
başarısız olmuştu single.
Fakat
şansın da yardımıyla, Almanya'nın devlet kanalı ARD'de
yayınlanan "Formel 1" ve "Drehscheibe" adlı programlarda
şarkının bütün Almanya'ya görücüye çıkması ile 24 Ocak 1985'de
single, Almanya Top20 listesine girebildi. (Formel1 programındaki performans için
tıklayınız:
)
Şarkı o kadar başarılı oldu
ki 6 hafta boyunca listenin ilk sırasından düşmedi. Herkes bu
yeni tarzı kabullenmişti, çünkü kulağa çok hoş geliyordu.
Bohlen'in rüyaları gerçek olmuş, sadece Almanya'da değil
yurtdışında da single 45liği tutulmaya başlamıştı. Günde 40.000
den fazla single satılıyordu. Yurtdışında, anadili Almanca olan
Avusturya ve İsviçre'den sonra Avrupa ve Asya'dan toplam 35
ülkede single listelerinin ilk sırasına yerleşmişti "You're My
Heart, You're My Soul".
Türkiye'de de TRT Radyoları aracılığı ile dinletilen bu single,
ülkemizde satışa sunulmadı, çünkü bir single pazarı oluşamamış
durumdaydı Türkiye'de (gerçi 20 yıl geçmesine rağmen halen böyle
bir pazar yok).
Kısa
süre sonra ikinci single 45lik piyasaya çıktı: "You can win, if
you want". Aynı zamanlarda çıkan ilk Modern Talking albümü "The
First Album" ile birlikte single, listelerin zirvesinden inmedi.
İlk iki single ve albümün başarısı, Modern Talking'in tek
şarkıyla şöhret olmuş bir grup olmadığını kanıtladı.
İlk
albüm kaset ve 33lük plak şeklinde piyasaya çıktı. Türkiye'de de
bu 33lüğe çok büyük ilgi vardı. Her yerde Modern Talking
dinleniyordu. Türk insanı Thomas Anders hakkında, "babası
Türkmüş, ondan esmer" gibi şeyler bile söylüyordu. Almanya'da
çalışan gurbetçi vatandaşlarımızın, Türkiye'de Modern Talking'in
tanınmasında rolü vardır. Tıpkı BoneyM'in Türkiye'de tanınmış
olması gibi. Bu 33lüğü Türkiye'de dağıtan plak şirketlerine
gurbetçi vatandaşlarımızın Almanya müzik piyasasından bilgi
aktarması buna örnektir. Almanya'daki kültürel etkilenme bir
şekilde Türkiye'ye geliyordu yani.
Kısa
bir süre sonra sonra ikinci albümü çıkardı Modern Talking:
"Let's Talk About Love". Bu albümden de Modern Talking'in
ortalığı kasıp kavuran üçüncü büyük hiti "Cheri, Cheri Lady"
çıktı. Single, 19 Eylül 1985'de Almanya Top20 listesine ilk
sıradan girdi.
Modern Talking soundu başarıya ulaşmıştı artık, evlerde
pikaplarda, discolarda, yeni çıkan "MC player" denilen
kasetçalarlarda hep Modern Talking vardı. (Cheri Cheri Lady dinleyen Alman gençleri Werner adlı çizgi filmde:
)
Fakat,
Bohlen'in korktuğu başına gelmiş, günümüzde de artık bir kanun
haline gelmiş Amerika Pop - Avrupa Pop çatışması, Modern
Talking'in başına da geliyordu. Örneğin o zamanlar son albümü
"Thriller" ile Michael Jackson Modern Talking'den önce albümü
çıkmış olmasına rağmen, Modern Talking'in satışlarını dünya
genelinde çoktan katlamış, hatta satış rekorları bile kırmıştı.
Thriller albümündeki müzik altyapısı 70lerin sonlarında da devam
eden 'disco soundunun' bir örneği niteliğindeydi.
Oysa
Bohlen, dediğimiz gibi akustik enstrümanları bir kenara itmişti.
Michael Jackson daha doğrusu ABD ile müzik alanında da rekabet
etmek hele soğuk savaş da devam ederken zordu Avrupa için. Hatta
Bohlen'in müziğinde ABD'de 1983'te milyonlar satmış Cindy
Lauper'in soundundan da izler vardı ki, Lauper'in 'Girls Just
Want To Have Fun' ile Amerika'da elde ettiği başarıyı da
kendisinin de yakalayabilme ihtimalini de gözardı etmemişti.
Bundan dolayı Avrupa kendi içinde rekabete kapandı.
Diskoteklerde çalan Bohlen'in bu yeni tarzına "Eurodance"
denildi, "Eurodisco" olarak da karşınıza çıkar... Ve Modern
Talking'in bu tarzının çok iyi para getirdiğini gören yapımcılar
ve gruplar mantar gibi çoğalmaya başladı. Herkes enstrümanları
bir kenara itip, sadece keyboard ile altyapısı hazırlanmış
"Eurodisco" yapmaya başladı.

Almanya'dan
Alphaville, Norveç'ten "A-Ha"(1985'de kuruldu), İngiltere'den
Duran Duran, Erasure(1986), Living In A Box(1987) Frankie Goes
To Hollywood, Eruption gibi grupların yaptıkları şarkılar,
Modern Talking'in müziğine o kadar çok benziyordu ki... Belki bu
grupların içinde Modern Talking'den önce albüm çıkarmış olanları
da vardı (Alphaville 1981, Duran Duran 1980, Frankie Goes To
Hollywood 1980... gibi) ama Eurodance tarzıyla kendi
albümlerinin "belki de ilk defa" bu kadar çok
satılmasını
sağlamışlardı. Arada 1981'de kurulmuş olan Depeche Mode gibi,
Eurodance tarzını baz alıp daha da ileriye götüren ve apayrı bir
sound yaratarak kült olan gruplar da vardı. O kadar komiktir ki,
70li yılların disco müziğinde bir kült olmuş BoneyM bile,
enstrümanları bir kenara atıp altyapısı sadece keyboard ile
yapılmış albümler piyasaya çıkarmaya başlamıştı; bunun en bariz
örneği olarak BoneyM'in "Kalimba De Luna" adlı albümü ve hit
olan şarkısı "Happy Song" u verebiliriz.
(Aslında Eurodance salt Modern Talking soundu değildi, 80lerin
sonlarında Eurodance'ın ne olduğu daha iyi anlaşılacaktı...)
Modern Talking'in tarzındaki keyboard altyapısı, bass akorlar
vs. birşekilde Eurodance'ın olmazsa olmaz bir parçasıydı ve
Eurodance müzik yapılırken bu kalıpların da uygulanması
gerekliydi. Ama 80lerde sadece Modern Talking'e has bir özellik
vardı: Tiz korolar... Şarkının yüksek oktavlarda söylenmesi
Bohlen'in hem istediği hem de biraz da mecburiyetten uyguladığı
bir durumdu.
İstediği,
çünkü Bee Gees 70li yıllarda diskolarda fırtına gibi eserken
(Stayin' Alive şarkısıyla örnek), grubun solisti Barry Gibb'in
bir tarzı vardı: tiz ses çıkarmak ve yüksek oktavlarda şarkı
söylemek. Bohlen, bu tarzdan etkilendiği için biraz da tiz
koroları Modern Talking'de uyguluyordu.
Mecburiyetten, çünkü Bohlen'in sesi normal oktavlarda kötü
çıkıyordu. Yüksek oktavlarda ise Thomas'la beraber aynı oktavda
şarkı söylemesi kulağa hoş gelen bir tarzdı.

Dieter
Bohlen, sırf bu yüksek oktavlardaki stili kullanmak için bir
backvokal grubu da kurmuştu. (Dieter'in sesinin kötü olduğuna ve back vokal grubu üyelerine ilişkin haber için tıklayınız :
Bölüm1
ve Bölüm2
) Rolf Köhler, Detlef Wiedeke,
Michael Scholz ve Birger Corleis'den oluşan bu backvokal grubu
Modern Talking'in ilk 6 albümünün değişmez dörtlüsüydü (1998'den
sonraki albümlerde ise bu grupta Birger Corleis yer
almayacaktı). Bu Backvokal grubu, 1985 yılında "Broken Dreams"
adı altında, yine aynı adlı bir 45lik piyasaya sürdüler.
Şarkının bestesi Rolf Köhler, Claus-Robert Kruse, Dave Storey,
Dwight Storey imzasını taşıyordu ve Coconut etiketiyle piyasaya
sürüldü. Çok özel olan bu 45liği dinleyenler, Modern Talking'in
klasik soundunun aynısı ile karşılaştılar.
Eurodance
soundunda taklit etmek bir yere kadardır, ama bir grup var ki
Bohlen'in tiz korolarını bile taklit etmiştir: Bad Boys Blue.
Öyle ki, bu grubun çok para getirmiş hiti "You're a woman"
şarkısını ilk kez dinleyenler, bu şarkıyı Modern Talking'in
söylediğini sanmıştır. Taklitin böylesi yani...
Müzikal
açıdan Modern Talking ve Avrupa'daki gruplar bu durumdayken,
Thomas Anders'in özel yaşamında da hareketlenmeler, belki de
sonun başlangıcı olacak gelişmeler oluyordu: Thomas Anders, 1985
yılının temmuz ayında Nora Balling adındaki şarışın sevgilisi
ile evlendi. Ve Modern Talking, 1985 yazında tüm Avrupa'yı ve
bazı Asya ülkelerini kapsayan bir turneye çıktı.
Thomas
cephesinde bunlar olurken, Bohlen daha fazla para kazanma hırsı
ve firması Hansa/BMG'nin üstelemesiyle de başka isimlere
prodüktörlük yapmaya devam etti. 1985'in sonlarında Caroline
Müller adlı şarkıcıya C.C.Catch adı altında "Catch The Catch"
adlı albümü çıkarttı. Bu albümde yer alan "Cause You Are Young",
"Strangers By Night", "You Can Be My Lucky Star Tonight" adlı
şarkılar çok ses getirdi.
Albümde yer alan şarkıların tipik özelliği Modern Talking
şarkısı olmasıydı (artık "tipik Dieter Bohlen" şarkısı
diyeceğiz). Başarının altındaki en büyük neden buydu.
C.C.Catch'in albümü birdenbire koyu Modern Talking hayranları
tarafından ilgi yanında sitem de aldı. Çünkü, şarkılar o kadar
güzeldi ki, Thomas Anders söylese yine tüm Avrupa'yı kasıp
kavuracak türdendi.

Eurodance
müzikte bayan vokal denemesi yapan Bohlen'den sonra tabii ki
benzer prodüksiyonlar ortaya çıktı. Bunlardan en başarılısı BMG
şirketinin rakiplerinden "Virgin Records"dan geldi. "Arabesque"
adlı grubun lead vokali Sandra Lauer 1985 sonlarında, yapımcı
Michael Cretu tarafından solo bir single ile müzik piyasasına
girdi. "Maria Magdalena" adlı şarkı ile listebaşı olduğunda
C.C.Catch ile yarışıyordu. Sandra'nın şarkılarında ise erkek
vokal Hubert Kemmler yer alıyordu, aynen C.C.Catch şarkılarında
Dieter Bohlen'in olması gibi...

Müzik
dünyasında hal böyleyken Modern Talking, sadece müziğiyle değil,
imajı ile de kitleleri etkiliyordu. Thomas Anders'in bayanları
bile kıskandıracak kadar uzun, bakımlı ve güzel saçları hatta
bir çok bayandan güzel yüzü Avrupa'da erkeklerin berber
koltuğuna oturup Thomas Anders saçı istemelerine yol açıyordu.
Dieter ise fönle kabartılmış, sarıya boyattığı, ensesi uzun
saçlarıyla 80li yılların klasik erkek saç stilini yansıtıyordu,
Türkiye'de de 80lerde moda olan bu erkek stilinde bıyık da vardı
hatırlarsanız :) . Thomas Anders'in dudaklarına parlatıcı
sürmesi, Bohlen ile beraber objektiflere yakın pozlar vermesi,
bu ikilinin eşcinsel olduğu söylentilerine bile yol açmıştı.
Modern
Talking'de dikkati çeken bu dış görünüşte kıyafetlerin yeri de
çok önemliydi. Dieter Bohlen spor, rahat, dökümlü bazen tulum
şeklinde, 80lerin modasını yansıtan sarı renk gibi kıyafetler
giyerken, Thomas Anders daha klasik çizgilerde gömlekler, pembe
ceketler, kumaş pantolonlar giyiyordu. Video kliplerde, TV
programlarında bu giyim tarzlarından şaşmıyorlardı.
Öyle ki albüm ve single kapaklarına bu tarz da yansıtılıyordu.
Converse stili spor ayakkabı Dieter'i temsil ederken, klasik
çizgilerdeki siyah ayakkabı ise Thomas'ı simgeliyordu. Bu,
simgeleme olayı enstrümanlar ile de yapılıyordu. Elektro gitar
Bohlen'in simgesi iken, piyano Anders'i simgelerdi.
Bu
simgelerin yanında grupla özdeşleşmiş Modern Talking logosu,
80li yılların havasını çok iyi yansıtıyordu. El yazısı ile
yazılmış gibi duran italik Modern Talking logosu o kadar
özdeşleşti ki Modern Talking'le, 1998'den sonra tekrar biraraya
geldiklerinde bile albüm ve single kapaklarında bu logoyu
kullandı Thomas ve Dieter.
Modern Talking'i yansıtan bir özellik de, 80li yıllardaki albüm
ve single kapaklarında kendi resimleri yerine illüstrasyonlar ve
grafikler kullanmalarıydı.
Kapaklarında bazen bir araba resmine, bazen güvercinlere, bazen
atlara, bazen de bir şelaleye rastlayabilirdiniz.

1986 ilkbaharında "Ready for Romance" adlı albüm piyasaya çıktı.
"Brother Louie" ve ünlü "Atlantis is Calling" bu albümden çıkmış
olan single'lar. Bu iki şarkı yine Almanya Top20'de bir numara
oldu.
Bu albümde yer alan Just We Two, Doctor For My Heart, Save Me -
Don't Brake Me, Hey You ve Angie's Heart gibi diğer Eurodance
şarkılara da single çıkartılsaydı hepsi listelerin ilk
sıralarına yerleşirdi, çünkü gerçekten kaliteli şarkılardı.
1986
sonbaharında ise Dieter ve Thomas grubun ayrılması konusunda
hemfikir oldular. Ayrılma kararının görünen gerekçesi Thomas'ın
eşi Nora'ydı. Bütün Avrupa'da Modern Talking hayranı olan
insanlar Nora ismiyle de sıkça karşılaşır oldu. Çünkü Thomas
Anders, boynundan "Nora" yazılı kolyesini hiç çıkarmıyordu.
Resimlerde, video kliplerde, konserlerde Thomas Anders'in,
Dieter Bohlen'siz gittiği Modern Talking konserlerinde Nora,
kendisini grubun bir parçası olarak görmeye başlamıştı ve
şarkılarda Thomas'ın arkasında back vokallerde yer alıyordu.
(İlginç bir örnek, Thomas'ın boynundaki Nora adı o kadar
insanların aklına kazınmaya başlamıştı ki yeni pazarlar
yaratıyordu. Türkiye'de, Thomas'ın boynundaki kolyedeki yazı
karakteriyle aynı logoyu taşıyan "NORA" adlı kaset-plak şirketi
bile kurulmuştu.)
Anlaşmazlıklar devam ederken, para kazanmanın çekiciliğine de
hayır diyemeyen ikili anlaşamaya anlaşamaya :) üç albüm daha
çıkarttı.

"In
the Middle of Nowhere" adlı dördüncü albümden önce ünlü
"Geronimo's Cadillac" single olarak piyasaya çıktı ama sadece 3.
sıraya kadar yükselebildi. Riding On A White Swan, Sweet Little
Sheila, Ten Thousand Lonely Drums, Lonely Tears In Chinatown,
The Angels Sing In New York City, Princess Of The Night adlı
albümdeki diğer şarkılar da klasik Modern Talking tarzını
yansıtan güzel şarkılardı. Bu arada Bohlen, sadece hareketli
şarkılarla değil, ballad ve yavaş ritimli şarkılarla da
besteciliğini ilk albümden beri konuşturuyordu. "Give Me Peace
On Earth", bu albümde yer almış, single olarak piyasaya
sürülmüş, çok sevilen bir Bohlen balladıdır.

Albümler
çıkarken, ilk single'dan itibaren de TV kanallarında Modern
Talking videoklipleri dönüyordu. Kliplerde giyim tarzı olarak
istikrarlı bir şekilde yer alan Thomas & Dieter, 80li yılların
görüntü efekti imkanlarını da kullanıyorlardı. Her ne kadar Star
Wars'taki kadar bir efekt bütçesi ayırmamış olsalar da,
Geronimo's Cadillac videosunda arabanın bagajından çıkan çizgi
film tarzı gökkuşağı efekti 80li yılları çok iyi yansıtan klasik
ve kültleşmiş bir imajdır.
Videokliplere
de devam edilirken Thomas ve Dieter, kontratta yazılı olan
maddelere uydu: İki tane daha albüm yaptılar 1987'de. Beşinci
Albüm "Romantic Warriors". Albümden "Jet Airliner" adlı single
piyasaya çıktı, fakat sadece birkaç hafta boyunca Almanya
listelerinde 3. sırada durabildi. Bu albümden "Romantic
Warriors" ya da "Don't Worry" gibi diğer Eurodance şarkılar
single olarak piyasaya sürülseydi, daha da başarılı olurdu
Modern Talking. Ama ne yazık ki single olarak piyasaya çıkmadı
bu şarkılar.
Bu arada 1987 yazında Thomas Anders, Nora ile birlikte
Türkiye'ye de gelerek, "Çeşme International Song Contest 1987"
adlı organizasyona katıldı.
6.Albüm
"In The Garden Of Venus" adını taşıyordu. Bu albümün single
çalışması ise "In 100 Years" idi. Bohlen, 2000li yılların
ortalarına geldiğinde bile, yazdığı en iyi şarkı olarak "In 100
Years"ı gösterecekti, ama 80lerde insanlar kıymetini bilememiş
olacak ki şarkının:), single pek başarılı olamadı.Son albümde
yer alan diğer iyi şarkılar ise, Who Will Save The World, A
Telegram To Your Heart ve Good Girls Go To Heaven idi.
Son
iki albümün, ilk dördünden belirgin farklılığı, şarkıların
Eurodance tarzında değişikliklere uğramasaydı. Klasik Modern
Talking tarzı yanında Bohlen'in, "Who Will Save The World"
şarkısında olduğu gibi elektro gitar sololarını kullandığı,
elektro gitar ile ritim atıp akor bastığı şarkılar da yazması
belirgin tarz farklılıklarıydı. Ama Modern Talking
dinleyicileri, C.C.Catch albümlerindeki Bohlen şarkılarından,
onun yeni tarzına alıştıklarından, Modern Talking albümünde
böyle bir şeyi yadırgamamışlardı.
Ayrılma kararının görülen gerçeği Nora yanında, çok açığa
vurulmayan bir gerçek daha vardı: Bohlen'in tatminsizliği.
Nora'nın Modern Talking albümlerinde ve konserlerinde yer almak
istemesi, Thomas'ı kışkırtması, Bohlen ile anlaşamaması dağılma
sürecinde temel iken, Bohlen'in tatminsizliği bu süreci
hızlandırıyordu. Durum böyleyken, grupta açık olmayan şeyler
yüzünden, Modern Talking hayranları açıkça şu eleştirilerde
bulunuyordu: Grubu sırtlayan Thomas, o sarışın adamın ne işi var
bu grupta?
Aslında
hiçbirşey göründüğü gibi değildi, tüm besteleri, grubun
prodüktörlüğünü Dieter yapıyor, konserleri Dieter ayarlıyor,
Thomas'a ise besteleri seslendirmek kalıyordu. E grubun solisti
o olduğu için de grubun esas adamı Thomas gözüküyordu.
TV programlarının görüntülerinde, resimlerde, videokliplerde
Thomas Anders hep ön plandaydı ve Bohlen bunun gerekliliğini
yadsıyordu. Thomas ve Nora ikilisinden farklı bir hayat görüşüne
sahipti ve çok da tartışıyordu onlarla Bohlen. Bu koşullar
altında çalışamayacağını belirterek ve arkasında 60 milyondan
fazla bir satış rakamını bırakarak Thomas'dan grubun dağılmasını
istedi en sonunda. Bu habere üzülenlerin yanında Bad Boys Blue
gibi taklitçi rakipleri gibi sevinenler de oldu.
Dünya'da tüm haber ajansları bu haberi geçiyordu: "Modern
Talking dağıldı". 80li yıllarda müzik sektörünün bugünkü kadar
geniş ve esnek olmamasından dolayı büyük yankı uyandırmıştı bu
haber.

Grup
dağıldıktan sonra da BMG firması, sansasyon yaratmış bu haberi
fırsat bilerek son albümdeki "Locomotion Tango" adlı şarkıyı
single olarak piyasaya sürdü, ama çok başarılı olmadı bu 45lik.
Modern Talking'in dağılmasından sonra, Thomas & Nora birkaç tura
çıktı, konserler verildi. Bunlardan biri; "Modern Talking - The
Final Concert" adını taşıyordu. 1988 yılında Güney Afrika'da Sun
City Superbowl'da Dieter'siz bir Modern Talking konseri verdi
Thomas. Geri vokallerde ise Nora ve Utah adlı hoş bir kız vardı.
Yazı: Kamil Koçak
Devamı: 1987'deki dağılmanın ardından 11
yıl