çeşitli arşiv öğeleri
Dieter Bohlen ile 1991 yılında yapılan röportaj.
(Juma adlı derginin Nisan 1991 sayısı.)
Dieter
Bohlen. Sanatçı mı yoksa iş adamı mı? Oldenburg'dan 36 yaşındaki
Dieter Bohlen ikisi ve daha fazlası: O bir plak milyoneri.
Sahnede Modern Talking'le görülüyordu, şimdi Blue System ile.
Melodileri ile Nino de Angelo, C.C. Catch, Chris Norman ve diğer
bir çok kişi başarılı olmuştur.
Soru: Neden her şeyi kendin yapıyorsun?
Dieter Bohlen: Doğru yanıt: Ben çok cimriyim. Makul olan cevap
da: Önce bir kere doğru insanlar bulunmalı. Kendimden görüp
kanaat getirdim. Parasının değerli olduğu hiç bir menejer
tanımam. Eğer 25 yaşımdayken Ion Tiriac gibi biriyle karşılaşmış
olsaydım, imzayı basardım herhalde.
Soru: Başarının en güzel tarafları nelerdir?
Dieter Bohlen: Bağımsız olmak, saygı, para.
Soru: Sevilmemekten korkar mısın?
Dieter Bohlen: Evet, ama bu korku herkeste vardır. Bunun dışında
tanınmış ve başarılı olmanın yararları da var. Kasapta en iyi
parça et verir kasap, eğer müziğimi seviyorsa.
Soru: Modern Talking'de Thomas Anders'in grubun etiketi olması
konusunda problemlerin var mıydı?
Dieter Bohlen: Evet, özellikle insanların "Gitarı ile sallanan
sarışın grupta ne işi var" gibi soruları karşısında. Bu beni
sinirlendiriyordu, çünkü her şeyi ben yapıyordum.
Soru: Paul McCartney senin örnek aldığın kişi. Bir efsane, bir
anıt. Hala sende endişe var mı?
Dieter Bohlen: Elbette! Talep ve gerçek satış tamamen farklı iki
şey. Bu endişeden de en iyi şeyler çıkıyor.
Soru: Hangi sporları yaparsın?
Dieter Bohlen: Tenisçi dirseğine sahip olmama rağmen, tennis.
Rusya'da ata binmeye başlamıştım. Atla gezintiye çıkardık.
Devasa mısır ve çavdar tarlaları var orada. Orada şunu
düşünmüştüm: "Seni aptal, şuna bak, hayat bu kadar güzel
olabilir. Daha hala müzik sahnesine çömeliyorsun.
Soru: Lüks senin için ne ifade ediyor?
Dieter Bohlen: Lüks, sahip olunamayan şeyleri ifade eder. Benim
için lüks, hafta sonu Mallorca'ya uçmak, turistlerin olmadığı
bölgelere. Orada oturur ve Gamba yersem, en büyük zevk budur
benim için. En büyük lüks ise özgür ve bağımsız olmamdır.
Soru: Ailen senin için hangi meslek planlarını yapardı?
Dieter Bohlen: Hiç bir şekilde müzisyen olmamı istemezlerdi.
Interview mit Dieter Bohlen im Jahre 1991.
(Quelle: Juma, April 1991)
**Aşağıdaki röportajın Almanca
orijinalini sitemize gönderen sayın Bilgin Bağlık'a çok
teşekkürler.
Dieter Bohlen ile röportaj (Bravo, Nisan 1992 sayısı)
Çeviri : Kamil KOÇAK
Dieter Bohlen: "Organ Bağışı Yapmazdım"
Bravo: Lisede bir sınıf atladığın doğru mu?
Dieter Bohlen: Başlarda, üçüncü sınıfta gerçekten kötüydüm.
Beşinci ve altıncıda da. Sonra vicdanıma hitap eden birkaç
etkili konuşma geçti amcamla benim aramda. Amcamın adı Dr.Heinz
Giszas -büyük annem kralların dağından gelmiş olduğundan ona bu
ismi vermiş- ve Hamburg Limanı'nın şefi şu an. Onu kalbimle
benimsedim, çünkü 14 amcam içinde entelektüellik açısından örnek
aldığım kişidir. Onun benimle her zaman iyi geçinmesini isterdim
ve sonraları ellerimle para kazanmak zorunda kalacağım için de
korku duyardım. Babam inşaat müteahhitidir ve eskiden inşaatlara
beni de götürürdü. İnşaat işçiliği bana göre değildi.
Okulda da aşırı derecede dik kafalıydım ve birkaç defa okuldan
kaçmıştım. İlkokulumu bir defa değiştirmek zorunda kalmıştım,
liseyi de. Bir bayan öğretmenimin kafasına şaka olsun diye bir
cisim fırlatmıştım, böyle cesaret demeleri işte... 13 yaşında
sarhoş halimle şehrin ortasında sendelemiştim ve müdürün
arkasından bir dolu laf saymıştım. Babam da sonra duyduğu zaman
şiddetli biçimde dövmüştü beni. Bütün öğretmenler benden nefret
ederdi. Müzik dersine girmeme de artık izin vermiyorlardı, bunun
nedeni de bir defasında gömleğimi çıkarıp göbeğimi sallayıp
çevirmiştim. Herkese patronun kim olduğunu ve bunun da beni
ilgilendirmediğini göstermek isterdim her zaman. Müzik dersi
komik geliyordu bana, çünkü zaten piyano çalabiliyordum. Amcamla
aramda geçen konuşmadan sonra bir defasında derse çok iyi
hazırlanarak gelmiştim ve tamamen katılım göstermiştim.
Sonra birdenbire diğerleri için örnek gösterilecek olay haline
geldim, artık en iyi notları alıyordum ve değerim de artıyordu.
O esnada ailemle bir görüşme daha yapıldı yine ve öğretmenler
dikkafalı oluşumu derste sıkılmama bağlayarak beni bir yukarı
sınıf olan onbirinci sınıfa atlattırdılar. İspanyolca, İngilizce
ve matematikte de bazı şeyler devam etti ve tamamen stres altına
girmiştim. Ama yine de herşey devam etti.
BRAVO: Sen yatılı okulda da kaldın değil mi?
Dieter Bohlen: Evet, bununla birlikte yaşımı birkaç ay şok etmek
istemiştim. Sekizinci ya da dokuzuncu sınıfta haşhaş ve
uyuşturucu haplar kullanmaya başlamıştım ve hep hassas bir
mektup terazisi taşırdım yanımda, çünkü kefenin birisine bir
gramlık ağırlık koyardım, diğer kefeye de o bir parça boku,
satıcılar birisinin hayatına sıçmasın diye.
O zaman da o uyuşturucu satıcısı beni Wersen'deki Krüger yatılı
okuluna götürürdü ve tamamiyle acı çekerdim. Çok gaddar bir
durumdu ve ayda da 1200 Mark tutuyordu yurt. Sadece iki kişilik
odalar vardı ve eğitmenler de hep etraftaydı. Bir süre bu böyle
devam etti, ta ki babam beni yatılı okuldan alıncaya kadar. O
andan itibaren de okulda zirveye çıktım.
BRAVO: Lise bitirme sınavından aldığın not neydi?
Dieter Bohlen: İki aldım (Türkiye'de 5 üzerinden 4). 17 yaşında
liseyi bitirdim 22,5'ta Göttingen'de işletme bölümünde sınavlara
girdim: Orada her temel beş ders için altı saat sınav çalışması
yazdım: Finansman, yönetim ve organizasyon, vergi, toplumbilim,
denetim ve zilyetliği elinde bulundurma. Diploma ödevim ise bir
yıl daha erkendi. Ve konusu "adli metodlar ve bunların kurallara
uygun muhasebe defterlerinde kullanılması" Bunun için abartısız
çok İngilizce kaynak okumuştum.
BRAVO: Doktora unvanı için de uğraştın mı?
Dieter Bohlen: Hayır, bunun yerine kendi gruplarımda müzik
yaptım, "Aorta"da tüm üniversite dönemim boyunca Jazz-Rock
yaptık ve üniversitede Menza şenliklerinde ya da Göttingen'deki
"Pegasus"ta sahneye çıktık. Sonra da "Dacapo" adlı dans
bandosunda çaldım. Cuma, cumartesi ev pazarları şenliklerde
sahneye çıkardık ve üniversite eğitimimi bu yolla finanse ettim.
Aynı zamanlarda "Monza" adlı projemle ilk sözleşmemi yaptım,
arkadaşım Holger de benimle beraberdi.
BRAVO: Çok sevdiğin bir şarkı var mı?
Dieter Bohlen: Evet, Shanice'den "I Love Your Smile".
BRAVO: Tekno soundlar aranje edebiliyor musun?
Dieter Bohlen: Yani bunun zor olmadığına inanıyorum, ama henüz
çok az melodim var bu alanda. Louis Rodriguez ve ben
Hamburg'daki Heussweg'de altı stüdyoya sahibiz ve buralarda
gençlerle beraber oturup birkaç şey mix ediyoruz. Louis
stüdyonun sahibi ve ben devamlı kiracısıyım. Stüdyo 1'de bazı
şeyleri beraber yaparız. Diğer stüdyoların da günlüğü 200 Mark
tutarında. Kim sağlam bir fikre sahipse Dieter Bohlen'e müracaat
edebilir, Quickborn'a. Ama fikir orijinal birşey olmalı.
BRAVO: Taşınmak istediğin doğru mu?
Dieter Bohlen: Evet, ben ve Nadja yine Hamburg'a taşınmak
istiyoruz. Benim için evim ve çocuklarımın oturduğu yer
arasındaki yolculuk gerçekten stres yaratıyor. Çünkü onları
haftada üç ya da dört defa alıp, akşamları geri götürüyorum.
Gidip gelmeler gerçekten sinir bozuyor. Bunun dışında Naddel bir
atı olsun istiyor. Erika'ya da bir kilometre uzakta olmak kötü
olmazdı. Ev biraz daha büyük olmalı, bir stüdyo ve birkaç da
çocuk odası yer almalı. Yüzme havuzu da olmalı, çünkü
çocuklarımla her havuza gittiğimde, insanların benden imza almak
için etrafımda suda durmaları sinir bozucu. Marky'nin hiç
korkusu yok, beş metre kulesinden atlıyor, o zaman gerçekten
dikkatimi ona vermem gerekiyor.
BRAVO: Erika'dan boşanmak hala bir konu değil mi senin için?
Dieter Bohlen: Hayır, inanıyorum ki eğer bugün bana ayrılmamız
gerektiğini söylerseniz, sizi yaralayabilirim.
BRAVO: Evlilikten korkar mısın?
Dieter Bohlen: Evet, panik derecesinde korkum var. Eş olma
kavramı, saf teori olarak büyük bir anlam taşımıyor gerçekten.
Erika ile resmi nikahım var, fakat kilisede nikah kıymadık. Ve o
zaman kendimi iyi bir duygu tatmanın altında hissettim. Eğer
çocuklar varsa, evlilik de olmalı. Nadja'nın bunu istemesini de
anlayabiliyorum. Evlenmek çok kızın amacıdır. Belki üç, dört yıl
içinde bir çocuk sahibi de olmak isteyebilir.
BRAVO: "Hello America" adlı Longplay'inde oğlun Marc için
yazdığın bir şarkı var doğru mu?
Dieter Bohlen: Evet, şarkının adı "Crossing The River", çünkü
Erica'nın evinin yakınlarında Marc ile oynadığım bir nehir var.
Orada üzerine "Marc 91" yazısını kazıdığım bir ağaç var, aynen
sevgililerin yaptığı gibi. Bir de nehirin ortasında bir ada var,
önceden Marc üzerine çıksın diye yardım ederdim, şimdi tek
başına yapabiliyor. Kıssadan hisse, eğer nehri geçebilecek kadar
yeterli yaştaysan, kendi problemlerini de kendi çözebilirsin.
BRAVO: Ozon deliğinin varlığından nereye kaçıyorsun?
Dieter Bohlen: Eğer bodrum katındaki stüdyomdaysam, korku
duymama gerek yok. Tatilde bir güneş tutkunu olduğum için bu
konu sinir yapıyor tabii. Bilimsel olarak da açıklandı ki,
ilerideki yıllarda ozon deliği büyüyecek. Şimdi güneş brandaları
satılıyor, eskiden yoktu. İki yıl önce Kenya'dayken tamamen
kızarmıştım. Marc, önceki yaz Portekiz'deyken yanmıştı.
Almanya'nın üzerinde sorun olmadığına inanıyorum. Hafif bronz
olmak için iki gün güneşte yatmak gerekiyor burada. Ben bunun
için iki hafta uğraşmıştım. Politikacıların anlattığından çok
daha fazla bu ozon deliğinin büyüdüğüne inanıyorum. Problem olan
şey ise Almanya'nın bu işi düşünen tek ülke olması. Teorik
olarak ben tabii ki de FCKW üretimine karşıyım.
BRAVO: Organ bağışı hakkında ne düşünüyorsun?
Dieter Bohlen: Hayır, organ bağışı yapmazdım. Kendimi seviyorum
ben birazcık ve kendimden birşey çıkarmayı ve tabutta sol gözüm
olmadan yatmayı isteme gibi bir derdim yok.
Sevgili Tanrı'ya eksiksiz gitmek istiyorum. Herşeyin öylece
devam edeceğine inanıyorum. Büyük ihitmalle gökyüzünde müzik
direktörü olurum ya da onun gibi birşey. Ve orada harp çalarken
orta parmağımın eksik olmasını iyi bulmazdım. Ailem başka bir
görüşte ama ben organ bağışı yapmayacağım. Problemlerin ne
olduğunun farkındayım ama umarım ki bir insan hayatının
kurtuluşu benim organlarıma bağlı olmayacaktır.
BRAVO: LP'nin adı "Hello America". Amerika'nın Dionne Warwick
ile yaptığın düeti beklediğine inanıyor musun?
Dieter Bohlen: Hayır, tam tersine. Şarkının sözleri herşeyin çok
zor olduğundan bahsediyor ve benim için her yılın altı ayını
orada geçirmek imkansız. Nadja ve ben dört haftadan fazla
kalmayız belki. Los Angles'taki "Beverly Hills Oteli"nde kalırız
hep, Sunset Bulvarı'nın orada. Almanya ve Avrupa daha önemli
benim için.
Modern Talking'in 80li yıllarda Türk dergilerindeki yeri (HEY Dergisi):



Dieter Bohlen'in İlk Plakları
![]() ![]() |
Monza - PR0M0 7
inch (Heisse Nacht in der City) 1978 CBS/6762 Dieter Bohlen'in ilk grubu Monza. Bu plak, Dieter'in nadir bulunan 7 inçlik plaklarından biri. Koleksiyonluk bir parça ve bulunması hemen hemen imkansız. |
![]() |
Sunday - Single
Hale Hey Louise 1981 Hansa/103 372 Yine Bohlen'in ilk projelerinden biri. Sadece Almanya'da satışa sunulmuş 7 inçlik bir plak. |
Video Kasetler
![]() Modern Talking'in tüm eski kliplerinin bulunduğu eşsiz bir arşiv. |
![]() MT dağıldıktan sonra, Thomas Anders'in Dieter Bohlen'siz "Modern Talking The Final Concert" adı altında Nora ile birlikte çıktığı konser. |
![]() Blue System vhs kaseti. |
![]() Modern Talking'in Rusya'da satışa sunulmuş vhs kaseti. |
Modern Talking'in Kore'de satışa sunulmuş Video'su

Modern Talking Video Collection (DVD)

Taiwan'da satışa sunulmuş Let's Talk About Love albümü 






